badboy79tr
badboy79tr (üye)
Kırklareli / Doğa Fotoğrafçısı

Benim Hikayem

Merhaba. Biraz fazla gevezelik olacak ama hazır konu açılmamış kendi hikayemi de anlatayım.

Benim fotoğraf merakım 2008 yazında başladı. O zaman babamın kompakt Casio exilim 5700 ünü alıp herşeyi çekmeye başladım. Tabi o zamanlar diafram neymiş enstantene neymiş bir haberdim. Baktım bu merak tutkuya dönüşüyor. Birazda özentiden kendime makine almaya karar verdim.

İlk hedefim zoom du. Evet. Hemde öyle mm cinsinden değil ondan da pek bilgim yoktu. 10x ve üzeri zoom yapacak bir makine istiyordum bu da beni slr-like dediğimiz megazoom makinelere yöneltti. Allaha şükür optik zoom ile dijital zoomun farkını biliyordum. Fuji finepix 5700 den araştırmaya başladım. O zamanın popüler makineleri canon S3-S5, Sony H5-H9, fujiler, panasonicler, olympuslar hepsini araştırdım. O zaman lets-go-dijital, dpreview gibi sitelerin varlığını öğrendim. Bu sitelerde bu modelleri karşılaştırdım hep özelik yönünden ve yapılan yorumları okudum. GG yada hepsiburada.com dan belli kıstaslarda arama yapıp bulduğum fiyatı uygun modelleri bu sitelerde kıyaslıyor arama motorlarından yazıp makineler haklarında bilgi topluyordum. 350-400 tl ye kadar bütçe ayırdım kendime. Sonunda bu bütçeyi aşıp GG den 500 TL ye Sony H9 aldım kendime.

Tabi bu araştırmalarım sonucunda az çok diafram nedir, enstantene nedir, iso nedir, makro nedir kavramsal olarak öğrenmiştim. Ama bu kavramlar kafamı karıştırıyordu. O zamanlar bende bu hevesi canlandıran, fakat artık onu bilgi ve tecrubemle kat kat geçtiğim meraklı bir arkadaşa sürekli sorular soruyor; bu kavramları kafamda netleştirmeye çalışıyordum. O da elinden geldiğince sabırla beni yanıtlıyordu. Zaten bu kavramların biraz netleşmesiyle H9 da karar kılmıştım. Çünkü H9 beni 30-1/4000 sn enstantene değerleri, f2,7 gibi açık diafram değerleri ile cezbetmişti. Tabi 1cm den makro çekebilmesi de ayrı bir etkendi. O zamanlar bu değerlerde bir slr-like yoktu. Tabi 15x zoomu (35mm cinsinden 31-468 mm yapıyor) da ayrı bir tercih konusuydu. Hatta 18x zoomu var diye Olympus 560uz ile arasında epey tereddütte kalmıştım ama H9 diğer özellikleri ile çok daha ağır bastı.

Öğrendiğim ilk şey slr-like ların diğer ufak boyutlu kompaktlardan farkının geniş enstantene ve diafram değerleri olduğu ve bunların ayarlanabilmesi idi. Ayrıca çok daha yakından makro çekebiliyorlardı. Ayrıca sensör boyutu ve iso ya etkisi konusunda da az çok bilgim oluşmaya başlamıştı. Ama daha crop faktöründen bir haberdim.

Neyse H9 u alıp kullanmaya başladım. Makine elime geçtiği gibi işim fotoğrafçılık hevesini aşılayan arkadaşın yanına gidip onunla gezmek oldu. O fuji 5700 kullanıyordu bende H9. Bayağı bir kasılıyordum, hele birde onun piller gezinin ortasında bitince. Kaplı ve az ışıklı mekanlarda flaş kullanmadan fotoğraf çekebilmek çok hoşuma gitmişti. Çok güzel renkleri vardı. Tabi ilk auto modunda kullanıyordum. Bilgim ve tecrübem artıkça ilk önce program öncelikli daha sonra S,A modlarında ve nihayet M modunda kullanmaya başladım. Normal çekimlerden makroya gece çekimleri yapmaya, Makinemle kaynaştım ve kesinlikle makinemi çok sevdim. Almıştım karar vermiştim artık benim için diğer makineler önemli değildi. O yüzden keşke demedim. Yani keşke S5 alsaydım yada 560uz alsaydım yada 6500fd alsaydım gibi bir sözcük hiç kullanmadım.



Şehirde yaşadığımdan pek çekecek bir şey bulamıyordum. Canım sıkılmaya başlamıştı. Facebook kullanıyordum. Oradan kuzenimin arkadaş listesinden aynı şehirde yaşadığım bir fotoğraf sanatçısı, foto muhabir abi buldum ve tanıştım. Onun vasıtası ile de diğer fotoğraf meraklısı insanlar ve gruplar tanıdım. Ve ilk gruplu fotoğraf gezim olan 8 Kasım 2008 tarihli FDT nin İstanbul Gezisine katıldım şansıma İstanbul’da yaşayan tüm fotoğraf dostları katılmıştı. FDT’nin de 3 üncü ve o zamana kadarki en kalabalık gezisiydi. Kimseyi tanımadığımdan ilk başlarda çekingendim. Sonradan alıştım. Hayatımda geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. 80 den fazla fotoğrafçı ile birlikte geziyor hiç kimsen ve hiç bir şeyden çekinmeden her şeyi çekiyordum. Fotoğraf sevgim bu gezi sayesinde daha da arttı ve sürekli bir hale geldi. Ayrıca aynı tutkuyu paylaştığım birçok insan tanımıştım. Tabi bu gezide çektiğim fotoları face de paylaştığım zaman daha da çok tanıdım ve arkadaş listem müthiş genişlemeye başladı.  Velhasıl bir günde tanıdığınız 80 küsur kişinin adını yüzünü aklınızda tutamazsınız ama fotoğraflar, facebook sayesinde hepsi arkadaş listemde şimdi. 

Bu gezi sayesinde tanıdığım insanlarla İstanbul’da fotoğraf gezileri yaptığım bir arkadaş grubum oldu. Yine ilk tanıdığım abi de kendi memleketimde, yöremde geziler düzenliyordu. Onun gezilerine de katıldım ve kendi memleketimden de fotoğraf sevdalısı birçok insan tanıdım. Böylece hemen her pazar bir fotoğraf gezisine katılmaya başladım. Her gezide yeni yerler gördüm. Yeni insanlar tanıdım. Fotoğraf çekmek adına pratikte kendimi biraz daha geliştirdim. İnternetten araştırma yaptıkça fotoğrafçılık bilgilerimi arttıracak yeni dökümanlar buldum. Bunları usanmadan okudum. Bilgisayarıma kaydettim. Teorik bilgilerimi geliştirdim. H9 ile çok güzel gece, manzara ve makro fotoğrafları çektim ki bunlardan bazıları hala en sevdiğim fotoğraflarım arasındadır. Özellikle gece fotoğraflarım çok güzel oluyordu ki bu beni uzun pozlama tarzı çalışmalar yapmaya itti. Ama günlük çekimlerde de zaten gayet iyiydi. Bir şey hariç geniş açı…

Özellikle dar sokaklarda bir binayı yada yapıyı yada bir odada oturan insanları tam kadraja almak istediğimde geniş açı yetersiz kalıyordu. Bu yüzden makineme geniş açı konverter arayışına giriştim. Hatta zoomu daha arttırmak için tele converterde fena olmazdı. Fakat bu parçalar pahalıydı. Bu makineme bu kadar para vermemiştim. O sıralarda Canon sx10 piyasaya yeni çıkmıştı. Daha geniş zoom aralığı, yeni özellikleri ve H9 dan daha iyi olduğu iddia edilen resim kalitesi ile dikkatimi çekmişti. H9 a bu kadar aparat almaktansa aynı paraya yeni bir makine almak daha iyiydi. Yinede henüz bir dslr almayı düşünmüyordum.

Facede bu düşüncemi bazı arkadaşlara açtım. Tavsiye ettikleri yeni bir dslr-like almaktansa aynı paraya ikici el bir dslr almamdı. İlk olarak Canon 350D önerildi. Kit lensin yanında bir sigma 70-300 ile 900 tl gibi bir fiyata bulabilirmişim.  İnceledim. Aman yarabbi. Dalga geçiyor olmalılardı. Küçüğün kücüğü bir ekran, titreşim önleme ve toz önleme yok. Dslr-likelardaki hiçbir beni cezbeden bir özellik yok. Kesinlikle yeni like alsam daha iyiydi. Ayıca 300mm ne oluyordu benimki zaten 460mm kadar zoom yapıyordu. Tabi crop faktörünü ve sensör büyüklüğünün önemini anlamam ve bunları bilmeyecek kadar kör cahil olduğum için ve bir like kı bir dslr ile kıyasladığım ve like ı yeğlediğim için azarlanmam uzun sürmedi. O zamandan sonra dslr ler hakkında daha fazla bilgi edinmeye azmettim. Tabi gene en büyük yardımcım internetti. O tarihte piyasaya çıkmış tüm marka ve modellerin isimlerini, özelliklerini, birbirlerine göre farklılıklarını, üstün ve zayıf yönlerini hatim ettim. Sonra 400D önerildi ve bir arkadaşım son noktayı koydu: “En kötü dslr en iyi like tan daha iyidir. “ dedi. O andan sonra fikirlerim değişti.


Artık geniş açı, zoom umrumda değildi. Dslr almalıydım. Ama bu 350D yada 400D olamazdı. Kanım ısınmamıştı bu makinelere. Hala likelardaki bazı özellikleri istiyordum. Mesela canlı önizleme gibi. Titreşim önleme gibi. Araştırmaya başladım. Araştırmalarım sonunda sony’nin dslr leri dikkatimi çekti. Zaten marka olarak sony’den de memnundum. Evet A300 çok cazip görünüyordu…

Zaten dslr almaya karar verdiğim için maliyeti 900 TL lerden 1000 TL lere oradan da 1200 TL lere taşımıştım. Zaten daha fazlasına gücüm yetmezdi. Bu paraya alabileceğim en iyi dslr yi almalıydım. Epey özellik ve fiyat araştırmasından sonra sonunda Dslr tercihlerimi azalmıştı. Ve bu sitedeki ilk konumu açtım: 400D, D60, K10D, A300 hangisini tercih etmeliyim. Tabi bu seçenekler için cevaplar malumdu. (http://forum.netfotograf.com/dslr_slrlike_reviews.asp?msg_id=37075) Ama K10D ağırdı, canlı ön izlemesi yoktu ve Sony marka olarak beni daha çok cezp ediyordu. Böylece Yeni makinemin A300 olması gerektiğine karar verdim….

Ama hala fiyatı yüksekti. İkinci eli zor bulunuyordu. Hatta birinci eli bile zor bulunuyordu. 1480 miydi neydi Yalçınlarda A300X in fiyatı. Bilmeyenler için söyleyeyim. X A300 gövdenin yanında 18-70 ve 50-200 olmak üzere kiti ifade ediyordu ve sadece bu iki objektifle birlikte satılıyordu. Tek gövde yada sadece 18-70 kit ile brlikte piyasada yoktu. Ama ben hem fiyat hem aralık bakımındanA300K istiyordum. Yani sadece kit lens. 70-3000 aralığında başka bir objektif bakacaktım. Sabrettim bekledim her gün internetteki siteleri takip ettim ve bir gün sahibinden.com da aradığımı buldu. Biri Amerika’dan aldığı 4 ay kullandığı A300 ünü 18-70 kit ve sony 75-300, 4GB CF kartı, yedek pili ile birlikte 1150 ye satıyordu. O makine benimdi. Hemen aradım. Buluştuk. Parayı trink verdim. Zaten bu işe çok niyetlendiğim için hazırlamıştım. Ve makineyi aldım. Hayyama gittim. Pasajın girişinden 40 liralık bir çanta ve UV, polarize filtre ve lens pen aldım. Masrafım 1250 ye yükselmişti. O anda düşündüm. Ben 1-2 ay önce sadece geniş açı konverter istiyordum. Şimdi elimde bir Dslr kiti vardı. 

Yeni makineme ısınmaya çalıştım. Yeni makinemle ilk fotoğraf gezimde pek verim alamadım. Gece fotoğraflarım da iyi değildi. Artık 1cm den de makro çekemiyordum. Ayrıca kit lens diafram değerleri H9 un ki kadar açık değildi. Moralim bozulmaya başladı… 
H9 umu satarken alıcı makineyi denemiş hareketli bir kediyi gayet net çekmişti. Üstelik adam acemi idi. Aynı kediyi ben bir türlü net çekememiştim A300 ile. Moralim daha da bozuldu. Tabi doğru beyaz ayrı yapmayı öğrendikçe, makinemi daha iyi tanıdıkça ve yaz geceleri ile kış gecelerinin farkını anladıkça yavaş yavaş moralim yerine geldi. Yeni makinemle daha fazla gezilere katıldıkça daha çok ısındım makineme. Kısık diaframın bir artısını da keşfettim. Gündüzleri de uzun pozlama yapabiliyordum. Özellikle akan suyun olduğu doğa fotoğraflarında çok güzel oluyordu. A300 H9 a oranla daha yaratıcı olabilmemi sağlıyordu. Bunu fark ettim. Sonra bir gezide en güzel ters ışık fotoğraflarımdan birini çektim ve fotoizde günün fotoğrafı oldu. Moralim daha düzeldi. Ters ışık ve yansıma fotoğrafları çalışmaya başladım. Sonra bir gün batımı fotoğrafım daha günü fotoğrafı oldu. Zaten A300 ü aldığımdan beri daha iyi portre çekmeye başlamıştım,

Sonradan anladım ki makinem değil ben gelişmiştim. Bu fotoğrafları da ben çekmiştim. Makine kendi kendine çekmemişti. Bak burada güzel bir manzara var. Bu manzarayı şöyle şöyle çek diye makine söylemiyordu bana. Ben görüp algılıyordum. Makine ve özelliklerinin çok önemli olmadığını anladım. Her makinenin üç aşağı beş yukarı aynı özelliklere sahip olduğunu ve benzer koşullarda aynı fotoğrafı verdiklerini anladım. Makine değil çeken önemliydi. Bunları anlamamda buradaki topiklerinde büyük katkısı oldu.

Artık biliyorum ki amatör bir fotoğrafçı olarak iyice geliştim ve halada gelişiyorum. Yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Makinemi severek kullanıyorum, memnunum ve değiştirmeyi pek düşünmüyorum ama hala gece çekimleri ve az ışıklı ortamlarda netleme sorunları yaşıyorum. Çünkü like larda ve üst orta seviyedeki makinelerde olan Af asist light giriş seviyesi dslr lerde yok. Harici flaş almak gerek  Bu sorunu yanımda ufak bir cep feneri taşıyarak çözüyorum. Karanlıkta çekeceğim nesneyi bir süre aydınlatarak netliyorum sonra çekiyorum. Tabi bire H9 uma göre ağır olduğu için artık her sokağa çıktığımda yanımda makinem olmuyor.  Ha birde uzaktan kumandam maalesef yok onun yerine kablolu kullanıyorum artık. Tüm şikayetlerimde bunlardır yani. Ama keyfe keder. Zaten bunların yokluğunu sadece az ışıklı flaş kullanmadığım uzun pozlamanın gerekli olduğu çekimlerde hissediyorum. Yani açık diaframlı bir lens, uzaktan kumanda ve karanlıkta netleyebilme sadece bu tarz çekimler için gerekli. Hatta uzaktan kumanda sadece bulb için gerekli zaten h9 da öyle bir mod yoktu.

A300 aldığım dslr ye geçtiğim için pişman mıyım hayır. Kendimi yeterince geliştirdiğimi ve yeni ve üst model bir makinenin zamanı geldiğini düşünüyor muyum kesinlikle hayır. H9’u sattığım için pişman mıyım. Biraz. İkinci bir makine olarak kullanmaya devam edebilirdim. Ama tamamen duygusal işte Dslr aldık fotoğrafçılık gibi zengin işi hobiye merak saldık diye Karun değiliz. Bu hikayemi fotoğrafa yeni heves etmiş bir çok arkadaşa, hangi makineyi alayım diye soran bir çok yeni yetmeye adıyorum. Kutlu olsun. Umarım beğenirsiniz. 




Tarih: 2 Aralık 2009, 02:43 - İp: 85.***.**0.193
kurab_canavari
kurab_canavari (üye)
Aydın / Amatör

Helal olsun hocam. Süper anlatım. Burada yeni makine alacak arkadaşlar için çok değerli görüşler var.

trink kelimesine güldüm ama

bende lensi trink fiyatına 6 ay taksitle almıştım.



Helal

 

Tarih: 2 Aralık 2009, 10:28 - İp: 88.***.**6.122
muratreis
muratreis (Objektif)
İstanbul / Meraklı

Özgür anlatımın çok güzel ve yol gösterici; fotoğraflarında.

Devammm dostummmmm

 

Tarih: 2 Aralık 2009, 20:45 - İp: 85.***.**3.48
dozer112
dozer112 (üye)
Düzce / Amatör

Güzel bir anlatım olmuş Herkesin bi hikayesi var burada. Siz paylaşmışsınız. Teşekkürler.

 

Tarih: 4 Aralık 2009, 00:12 - İp: 88.***.**9.164
  • 1